Buradasınız: AnasayfaTürk Edebiyatı10. SınıfDestan Dönemi Türk EdebiyatıDestan Dönemi Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler


Destan Dönemi Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler

Yazan:  Kategori: Destan Dönemi Türk Edebiyatı Cuma, 02 Ocak 2015 19:58

Destan Dönemi Şiirler

Destan Dönemi Sözlü Edebiyat Ürünleri

Destan Dönemi Nazım Biçimleri

Bilindiği üzere resim, tiyatro, şiir, heykeltıraşlık gibi birçok güzel sanat dalı dinden yani dini ayinlerden doğmuştur. İşte İslamiyet öncesi gelenekte Türk şiiri de bu dini ayinler söylenen sözlerden ortaya çıkmıştır. Bu ayinler farklı kültürlerde ve zamanlarda Şaman, Bahşı, Ozan, Kam gibi isimler alan din adamları tarafından yönetilirdi. Ayinlerde ritüellere bağlı olarak söylenen şiirler zaman içinde din olgusundan sıyrılarak milli bir nitelik kazanmış ve tamamen yerli olan koşug, sav ve sagu biçimlerinin doğmasını sağlamıştır. Bu nazım biçimleri eski Türk kavimlerinin inanış ve yaşayışları hakkında bugün bizlere bilgi vermektedir.

İlk Türk Şairleri

Sözlü gelenekte şairler önceleri aynı zamanda din adamlarıdır. Bunlar ritüellerde kalabalıkları duygusal yönden etkilemek için sözü dolayısıyla şiiri kullanmışlardır. İlk Türk şairlerinin din adamları olduklarını söyleyebiliriz. Bu din adamları birçok ilkel bilime hakimdir. Bunlardan özellikle tıp, astronomi, metafizik ve edebiyat alanında söz sahibi olmaları halk tarafından sevilmelerini ve özellikle saygı duyulmalarını sağlamıştır. (Yakın tarihimizde dahi halk aşıkları “hak aşığı” olarak görülmüş, bu insanların belli kerametlere sahip olduklarına inanılmıştır.) İlk Türk şairleri yaygın olarak ozan ismi ile anılmıştır. Halk kültür, edebiyat ve dilinin yayılıp zenginleşmesinde en büyük katkıyı işte bu ozanlar sağlamıştır. Sözlü gelenekteki birçok dil ürününün günümüze kadar ulaşmasında ozanların işlevi çok büyüktür.

Dini Ayinler ve Şiir

Sığır: Eski Türklerde bilinen üç büyük ayin bulunmaktadır. Bunlardan ilki “Sığır” ayinidir. Oğuzlar arasında kutsal kabul edilen aynı zamanda bir totem, mit olan öküzün avlanması ve avın neticesinde düzenlenen büyük yemekli törenlere sığır denilirdi. Sığır’lar halkın kaynaşması ve milli kültürün yayılması açısından önemli dini ayinlerdendir. Bu törenlerde özellikle yiğitlik, kahramanlık hikayelerinin anlatıldığı destanlar okunurdu.

Toy: Toylar da tıpkı Sığır törenleri gibi bir ziyafet verilirdi. Yalnız toylarda avlanma yoktu. Türk kavimleri adına büyük bir kurban kesilir ve kurbanın her uzvu bir kavme verilirdi. Milletleri birleştirmesi açısında eski Türklerde toylara büyük önem verilmiştir. Daha çok eğlencenin hakim olduğu bu törenlerde halk ozanları çeşitli menkıbeleri kopuz eşliğinde ve koşug biçiminde dillendirmişlerdir.

Yuğ: Dini merasim yönü diğerlerine göre çok daha yoğun olan yuğ’lar ölenin arkasından düzenlenen anma törenleridir. Ölünün defnedilmesi esnasında şair ozan duyguyu artırmak için birtakım sihirli ve uhrevi hikayeler ve benzetmelerde bulunur. Bu törenlerde söylenen şiirler zaman içinde ölen insanını hatırasını canlı tutmak için dini kimliğinden sıyrılarak sagu’lara dönüşmüştür.

Eski Türklerde Müzik

Eski Türlerde şiirden yani edebiyattan bağımsız bir müzik yoktur. Sadece dini ayinlerde belli bir düzeni olmayan şamanlar tarafından çıkarılan birtakım ses birlikleri olsa de gerçek Türk müziği kopuz denilen müzik aletinden ibarettir. Farklı kavimlerde kopuz, tambura ismi ile de bilinmektedir. Günümüzde kopuz geleneği saz geleneği olarak devam eder. Eski Türklerin göçebe yaşayışlarının bir gereği olarak müzik pek gelişmemiştir. Farklı zamanlarda yerleşik hayata geçilmesi ile kopuz saraydaki yerini yitirmiş ve halk arasına katılmıştır. Böylelikle gezgin halk şairleri ortaya çıkmıştır.

İslamiyet Öncesi Türk Medeniyeti

İslamiyet Öncesi Yaşayış, Sosyal Hayat

Din: Eski Türklerde tek tanrı inancı hakimdi. Gök Tanrı olarak adlandırdıkları tek bir tanrıya inanılırdı. Fakat bunun yanı sıra eski Türkler birçok doğa unsurunu kutsal saymıştır. Özellikle su kutsal sayılmıştır. Yerin sığır, kurt gibi belli hayvanların da kutsal olduğuna inanmışlardır. Çeşitli törenler ile inanılan varlıklara bağlılıklarını göstermişlerdir. Ayrıca eski Türlerde ahiret inancı da bulunurdu. Ölen insanların eşyaları ile gömülmesi, atalar ruhları ile temas kurulması vb. buna işaret etmektedir.

Aile: Eski Türkler aşiretler halinde yaşardı. Bu aşiretler kendi içinde bağımsızdı; fakat savaş zamanlarında çok çabuk bir araya gelerek devletleşirlerdi. Aile anne, baba ve çocuklardan ibarettir. Evlenen çocuklar aileden ayrılır; ancak en küçük çocuk anne ve baba ile kalırdı. Kadın ailede en az erkek kadar söz sahibi idi. Evlenme çağına gelmiş genç erkek aşiretleri gezerdi. Bunlardan beğenilen aşiret kızı mal ve değerli eşya karşılığı eş olarak alınır akrabalık bağları kurulurdu. Burada kadının eşya gibi alınması söz konusu değildir. Kadının da rızası alınırdı. Buradaki mal ve eşya karşılığı kadına verilirdi. İlerde çıkabilecek anlaşmazlıklarda kadın bu eşya ve mal ile korunmuş olurdu.

Törenin yürütülmesinde ve çocukların ahlaki eğitiminde anne görev alırdı. Bunun dışındaki savaş ve meslek eğitiminde tüm aile fertleri birlikte hareket ederdi. Özel mülk çadırdan ibaretti. Tüm otlaklar aşiretin ortak malı sayılırdı. Bu arazi üzerinde aşiretin beyi söz sahibi idi.

Ahlak ve Adet: Eski Türklerde devlet en önemli kurumdur. Bu kurum ailenin de üstündedir. Her zaman devletin menfaati ön planda tutulur. Misafire ve yardımlaşmaya çok değer verilirdi. Akrabalık önemli idi. Akrabalar arasında maddi manevi alış veriş asla kesilmezdi. Suçlar toplumca cezalandırılırdı. Kişiler arası husumete izin verilmezdi. Sorunlar ya konuşarak ya da çeşitli kaynaşma törenleri ile giderilirdi. Savaş ve barış kararları danışıklı alınırdı.

Geçim; Hayat: Eski Türklerde en önemli geçim kaynağı hayvancılık idi. Göçebelik gereği tarım ile ilgilenilmezdi. Bunun yanı sıra demircilik ile çeşitli savaş aletlerinin satımı, at yetiştiriciliği, halı, kilim, gömlek dokuma ile ticaret de yapılırdı.

Destan Dönemi Nazım Biçimleri Şiirler

İslamiyet Öncesi Şiirler

Destan döneme ait Türk şiirlerinin tamamı belli bir düzen ile bir araya getirilmiştir. Şiirlerin söylenmesinde bir birlik vardır. Şiirler belli kalıplarla söylenir. Bu şekiller tamamen millidir ve dış etkilere kapalıdır. Bu nazım şekilleri “koşug”lar ve “sagu”lardır.

Koşug (Koşuk)         

Destan dönemi nazım şekillerinden ilki ve en yaygın olanı koşuglardır. Bugün tam bir değerlendirme yapacak kadar örneği bulunmasa da koşugların söyleyiş olarak eski gelenekte mesnevi nazım biçimine benzediği söylenebilir.

Özellikleri;

-       Koşuglar destan dönemi şiirlerinin bütününde olduğu gibi hece ölçüsü ile yazılır. Hecenin 13’lü kalıbı ile yazılır. Durakları 7+6:13 şeklindedir.

-       Koşuglarda doğa ve aşk temaları işlenir. Bu yönü ile koşuglar islam döneminde koşmalara benzemektedir.

-       Koşuglarda öz Türkçe kullanılır. Dil sadedir.

-       Yine diğer şiirler gibi dörtlüklerle yazılır.

-       Koşuglarda yaygın olarak yarım kafiye kullanılır. Aliterasyon önemli bir ahenk unsurudur.

Not: Koşuglar hükümdarlara veya onların hatunlarını (sultan) sunulduğu için kaside özelliği de gösterir.

Örnek:

Opkem kelip ogradım

Arslanlayu kokredim

Alplar başın togradım

Emdi meni kim tutar

...

Kanı akıp yuşuldı

Kabı kamug teşildi

Olug bile koşuldı

Togmış kuni uş batar

Sagu (Ağıt)

Destan dönemi nazım biçemlerinden bir diğeri de sagulardır. Sagular ölen kişilerin ardından duyulan üzüntüyü anlatmak için söylenen şiirlerdir. Bu şiirlerde ölen kişinin iyi vasıfları övülür ve onun kahramanlıklarından bahsedilir. Sagular defin törenlerinin önemli bir unsurudur. Eski Türklerde ölüm merasimlerine önem verilmiştir. Bu merasimlerde hüzün hakimdir. Yağcı (ağlayan kadın) denilen kişiler gözyaşı ile olayı dramatikleştirir. ( Bu gün kullanılan yağlık kelimesi buradan gelmektedir.)

Özellikleri;

-       Sagular birer mersiyedir. Ölen kişilerin türlü vasıflarını ve iyi yönlerin konu olarak işler.

-       Sagular duygu yoğunluğu olan şiirlerdir bu yüzden hecenin 7 ve 8’li kısa kalıpları ile yazılır.

-       Sagular uzun şiirlerdir. Dörtlük sayısı 10’dan artıktır.

-       Sagularda dörtlüklerin son mısraları birbiri ile kafiyelidir.

Örnek:

Attila Sagusu

Şaman kahinleri bu kutluğ ve bilge hanı

Gömecek yer bulamadılar

Tuna nehrinin kollarından birinin yatağını değiştirip

Üç günlük yuğ töreninden sonra

Kızıl otağın önünden

Begümler saçlarını yoldu

Alpler sakalların yolup

Beyler hançerleriyle yüzlerini çizip

Kızıl ateşlerin önünde sinsin oynadılar

Bu nehir yatağına gömdüler ulu hakanları

Definle görevli Yund Kabilesi

Töreleri gereği Batı Hun toprakların terk edip

Atlarını bir daha dönmek üzere Anadolu'ya doğru sürdüler

Atilla göğe uçup gitti

Ulu bir sungurun kanadına takılıp

 

Alp Er Tunga (Afrasyab)

Alp Er Tunga öldi mi?

Issız ajun kaldı mı?

Ödleg öcin aldı mı?

İmdi yürek yırtılır?

 

Şiirde söyleyişi güçlendirmek duyguyu artırmak için bilmemezlikten gelme (Tecahül-i Arif) sanatı kullanılmış.

Okunma 2517 defa Son Düzenlenme Cuma, 03 Mart 2017 23:25

Benzer Öğeler (etikete göre)

Çevrimiçi Kişi Sayısı

169 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi