Buradasınız: AnasayfaEdebi TürlerTiyatroTiyatro TarihiYUNAN TİYATROSU


YUNAN TİYATROSU

Yazan:  Kategori: Tiyatro Tarihi Çarşamba, 25 Haziran 2014 01:09

              Bugün ilkel insanlara bakınca, mitleri, kahra­manlık hikayelerini gözden geçirince tiyatronun do­ğuşunu görebiliyoruz. Ama çağımızdaki anlamıyla “tiyatro” yu göremiyoruz. İçinde tiyatro oynansın diye yapılmış oyun yerleri, oyun yazarlığı, oyuncular yok.

Sonra tarihin bir noktasında birdenbire “tiyat­ro” karşımıza çıkıveriyor. Tam bir “tiyatro”. Ama geçmişi, nasıl geliştiği, o yüceliğe nasıl eriştiği belli değil. Gerçi bu tiyatroyu yaratanlar uygar insanlar çok yüksek bir uygarlığın içindeler üstelik yazı yazmayı bir sanat niteliğine ulaştırmışlar, ama ne­dense tarihini yazmamışlar yarattıkları tiyatronun. İ.Ö. beşinci yüzyılda, Atina’nın en büyük günlerinde hiçbir yazar tiyatronun gelişmesini, ya da ilk oyun­ları anlatmak için bir şeyler yazmak gereğini duyma­mış. Kim bilir, belki de yazdılar, yazdıkları günümüze kalamadı, yok oldu zamanla.

Böylece de Yunan Tiyatrosu şaşırtıcı bir bütün­lük, bir yücelikle birdenbire karşımıza çıkıveriyor.

YUNAN TİYATROSUNA GELEN İKİ YOL

Bu yüce tiyatronun nasıl doğduğu, nasıl gelişti­ği konusunda iki ayrı görüş var.

Daha eski, daha yaygın olan görüşün kaynakları büyücülüğe, yağmur yağdırma, ürünü çoğaltma tö­renlerine kadar iniyor. Ruhlar, tanrılar, tabiatm so­nu gelmez dönüşü  ölüp ölüp yeniden doğuşu. Topra­ğa bağlı ürünler her yaz olgunlaşıyor, her güz ölü­yor, her ilkyaz yeniden doğuyor. Bunu insana uygu­lamak, bundan bir tiyatro olayı çıkarmak güç değil. Osiris ile Diyonisos törenleri böyle bir uygulamanın sonucu olarak görülüyor.

İnsanoğlu animizm’den bir çeşit ilkel çok tanrılılığa geçince, atalarını tanrılaştırmaya başlar. Büyük önderler, başkanlar, büyük büyücüler büyük ruhlar olup çıkarlar. Tanrılaşan kişilerin yeryüzünde yaşamış oldukları hayatın anlatılışı ise değiştikçe de­ğişir. Kimi zaman bu tanrılardan biri ölür, ölümü bü­yük bir ilgiyle karşılanır, çünkü tanrı oluşu onun yeniden doğmasını sağlıyacaktır. Diyonisos’un ölümü ile yeniden doğuşu için yapılan törenler her yıl tek­rarlanırken gelişe gelişe Yunan Trajedisi’nin ortaya çıkmasma yol açmıştır. Diyonisos’dan önce, ölümü yeniden doğuşu törenlerle anüan daha başka tanrılar da olduğu biliniyor. Mısır’ın Osiris’i gibi.

Bu birinci görüş. İkinci görüşe göre, Yunan Tra­jedisi’nin kaynağı Diyonisos ya da Osiris törenleri gi­bi törenlerde değil, tanrılaşmamış kahramanlar için yapılan törenlerde aranmalı: Kırallar, başkanlar, ön­derler, savaşçılar. Cesaret kazanmak, düşmanlara üs­tünlük sağlamak isteğiyle taklit yoluyla büyü yapı­lırken, savaş danslarında kahramanların başarıları anlatılırdı. Bu ikinci görüşü savunanlar Eski Yunan’da da kahramanların mezarları başına toplanılıp tür­küler söylendiğini, danslar edildiğini ileri sürüyorlar. Mezarı başına gidilen kimsenin kahramanlıklarını anlatan bu türküler, danslar zamanla tiyatro oyun­ları biçimini almış. Gene kahramanlıklar anlatılıyor, ama oynanarak. Bir yandan da atleizm yarışmaları yapılırmış. Yunan Tiyatrosu’nun kaynağı bu çeşit törenlerdir deniyor.

İlk bakışta çok ayrı gibi görünen bu iki görüş bir noktada birleştirilebilir. İlkel insanların pek o kadar ilkel olmıyanların da kahramanlarla tanrıları birbi­rine karıştırma eğilimleri vardır. Gerçi kahramanlar salt kahraman olarak kalabiliyor, sonra kahramanlı­ğın ötesinde, üstünde olan tanrılar da çok gece, gök­yüzü, ilk yaratılış tanrıları gibi ama kahramanlıkla başlayıp zamanla tanrılaşanlar da sayısız. Osiris bir insndı öldüğünde, sonradan bütün Mısır’a tanrı ol­du.

İNSAN KANI

Tiyatronun doğuşunda yer alan en hoşa gitmi yecek öğe insan kanı, insanoğlunun kurban edilme­si. Dünyanın her yanında tanrıların öfkesini yatıştır­mak, ya da zaferleri kutlamak için kurban taşlarma, mezarlara akıtılan insan kanının Atina uygarlığının temellerinde de bulunması yadırganmasa da üzücü bir şey. Diyonisos’un ölümüyle, parçalanmasıyla il­gili törenleri anlatan eski Yunan yazarları yalnızca bir keçinin kurban edildiğini söylerler. Ama bu keçi­nin bir insanın yerini alışı Thespis’den çok yıllar önce olmasa gerek.

EĞLENCEYE DOĞRU

Çağımızın ilkel insanlarının savaş oyunlarını na­sıl komediye çevirdiklerini anlatmıştık. Tiyatronun büyüden, dinsel törenlerden ayrılıp bir sanat olarak eğlenceye yönelmesinde komedinin etkisi çok büyük. Bir de dolaşmıya başlamak, turnelere çıkmak önemli bu bakımdan. Thespis (29) hem ün, hem de para ka­zanmak isteğiyle korosunu arkasına takıp köy köy, kasaba kasaba dolaşmıya başlamakla, D'iyonisos tö­renlerinin oyunlarını tören yerinden koparmakla ti­yatroyu dinsel etkilerden uzaklaştırmış, eğlenceye yaklaştırmıştı. Thespis’e kadar daha çok bir tapınma aracı olan tiyatro, Thespis’den sonra artık bir sanattı, ya da şöyle diyelim, daha çok bir sanattı.

YUNAN TİYATRO YAPILARININ BİLİNMEZLİĞİ

İ.Ö. beşinci yüzyıldaki Yunan tiyatro yapıları­nın biçimini anlatan bir yazı, o günlerden kalma bir yazı yok. Kazılarla elde edilmiş bilgilerimiz de yok. Oyunların açık havada , yarı çember bir alanda oy­nandığını, seyircilerin at nalı biçiminde oturarak o alanı çevrelediklerini, oyuncuların arkasına gelen yanda tahtadan bir yapı bulunduğunu biliyoruz. Şar­kı söyleyen, dans eden bir koro olduğunu biliyo­ruz. Yalnız üç oyuncunun konuştuğunu, bütün kişileri onların oynadığını, maske taktıklarını, gerekince bir



Yüce Yunan Tiyatrosu’ndan günümüze kalan en önemli belgeler oyunlar  kırk dört oyun.

Sonra vazoların üstüne yapılmış resimlerle İ.Ö. dördüncü yüzyılda Aristoteles’in tiyatro konusunda yazdıkları da önemli belgeler. Ondan ötesi kazılardan edinilen bilgilere, Elen tiyatrolarının kalıntılarına dayanılarak yapılan tahminler. Bir de İ. Ö. birinci yüzyılda yaşamış Romalı mimar Vitruvius ile İ. S. ikinci yüzyılda yaşamış Yunan sözlük yazarı, Pollux’ un yazıları var. Ama onların anlattıklarının da ne ka­darı Eski Yunan Tiyatrosuyla, ne kadarı Roma Tiyat­rosuyla, ne kadarı bu ikisinin arasındaki Elen Tiyat­rosuyla ilgili, belli değil. Eski Yunan’m son büyük tiyatro yazarı Euripides’in ölümünden yetmiş beş yıl sonra yazan Aristoteles ise ne yazık ki işe da­ha çok oyun yazarlığı açısından bakmış, çağın tiyat­rosu üzerine bilgi vermemiş, tiyatro yapılarını an­latmamış.

Sanatı, atletizmi sevdikleri kadar, konuşmayı, düşünmeyi, yazmayı da seven AtinalIların yaşayışla­rında çok önemli bir yer tutan tiyatrolarını anlatma­mış olmaları şaşılacak bir şeydir. Daha önce de söy­lediğimiz gibi, belki de yazdılar, yazdıkları günümüze kalamadı.

ARKA GÖRÜNÜŞ

İ. Ö. beşinci yüzyılın Yunan Tiyatrosu’nu anlıya bilmek için, o çağdaki yaşayışı, önemli olayları kısa­ca gözden geçirmemiz iyi olur.

Aeschylus doğduğu zaman Atina iki karde­şin, Hippias ile Hipparchus’un baskı yönetimi altın­daydı. Bu iki hükümdarı küçük çiftlik sahipleri des­tekliyordu, ama büyük toprakları olan soylu kişiler, tüccarlar, satıcılar desteklemiyordu. Onun için de an­cak baskı yoluyla başta kalabiliyorlardı. Onlar taht­tan indirilip daha demokrat bir hükümet kurulduğun­da Aeschylus aşağı yukarı on beş yaşındaydı.

Ama baştakilerin baskılarına karşı koymak Yu­nan yaşayışının yalnız bir parçasıydı. Aeschylus otu­zunu geçmişi bir adam, Sophocles  ise daha küçük bir çocukken Pers akmları başlamıştı. Bir yandan onlar geri püskürtülmiye çalışılırken, bir yandan da Eski Yunan’m en önemli iki şehri olan Atina ile İs­parta kendi aralarında kavgaya tutuşmuşlardı. Ay­rıca her şehirde birbirini yiyen çeşitli topluluklar vardı. Korkulan bir şey de pek çok olan kölelerin sa­vaşları fırsat bilip hürriyet isteğiyle ayaklanmalarıy­dı.

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, İ. Ö. 430 yılın­da, Sophocles ile Euripides’in yaşlılığında, bir veba



salgını Atina’yı kırdı geçirdi. Tam bu sırada İsparta ile savaş da patlak vermişti. Yirmi altı yıl süren bu savaş sona erdiğinde Atina ezilmiş, İsparta gücünden çok şey kaybetmişti. Çekişmeler, kavgalar, savaşlar, ayaklanmalar Yunan şehirlerini iyice zayıflatmıştı. Kimi şehirlerde başkaldıran köleler sayıca hür va­tandaşlardan çok daha fazlaydı.

Yunan Tiyatrosu en yüksek noktasına garip bir uygarlığın beşiği olan Atina’da, böyle bir ortamda ulaştı.

BİR TANRIYA ÜÇ ÇEŞİT OYUN

Yunan Tiyatrosu’nda üç çeşit oyun var: Yüceltil­miş kahramanlık hikayeleri anlatan, kişileri arasına tanrıları da alabilen trajediler; kahramanlık hikaye­lerini gülünçleştiren, açık saçık hareketlerle düşkün bir satir korosu olan satir oyunları; konularını gün­lük hayattan alan maskaraca komediler. Bu üç çeşit oyun da belli zamanlarda yapılan, bütün şehri ilgilen­diren dinsel törenlerde oynanırdı. Her üçünde de sah­neleri birbirine bağlıyan, sırasında sahnelerin içine giren bir koro vardı. Üçü de ölçüyle (34), şiir olarak yazılırdı. Üçünde de maske kullandırdı. Üçünün de uzaktan yakından bolluk, bereket, çoğalma düşünce­leriyle ilintisi olduğu bir gerçekti.

Bu üç çeşit oyunu bir tek kaynağa bağlıyanlara inanmak da, her birine ayrı ayrı kaynaklar gösteren­lere inanmak kadar kolay. “Yunan tiyatrosuna gelen iki yol” başlıklı parçada anlattığımız gibi, kimi dü­şünürler trajedinin (hem şarap, hem de bolluk, bere­ket tanrısı) Diyonisos’a tapınmak amacıyla yapılan törenlerden doğduğunu ileri sürerler, kimi de bu gö­rüşe katılmaz, kahramanların mezarlarında yapüan törenleri başlangıç olarak görür. Ama trajedilerin, satir oyunlarının, komedilerin her yıl tekrarlanan Diyonisos törenlerinde oynandığı, oyun yerinin orta­sında Diyonisos heykelinin durduğu biliniyor. Son­ra, Diyonisos’un hikayesi her yıl ölüp yeniden doğan tabiatın .hikayesi, bolluğun, bereketin, doğurganlığın hikayesi; ilk komedilerdeki oyuncuların taktıkları phallus’larm tabiattaki çoğalma gücüyle ilgisi açık. Aristoteles komedinin phallus şarkılarından doğduğunu söyler; Phales adlı tanrıya okunan utanmazca sözlerle dolu İlahiler. Bacchus’un (Diyo­nisos’a sonradan hem Yunan’da, hem Roma’da veri­len ad) satir denilen arkadaşları var, yarı insan, yarı hayvan, boynuzlu, kuyruklu, keçi ayaklı yaratıklar. Satir oyunlarında bu yaratıkları canlandıran oyuncu­ların da phallus taktıklarını biliyoruz. Sırtlarına ise Diyonisos’a kurban edilen keçilerin postlarını alır­larmış. Bu noktada şunu da söyliyelim: Trajedi söz­cüğü Yunancadaki tragos (keçi) sözcüğüyle ode (şarkı) sözcüğünden geliyor. Görüldüğü gibi, Yunan trajedilerinin, satir oyunlarının, komedilerinin şarap ve bereket tanrısıyla ilgili yanları pek çok, onun için de kimi düşünürler her üçünün kaynağını da Diyoni­sos törenlerinde arıyorlar.

DITHIRAMBOS

Aristoteles Yunan trajedisinin dithirambos denilen bir şiir çeşidinden geliştiğini söyler. Bu görüşe katılanlar çağımızda gittikçe çoğalıyor.

Önceleri dithirambos şiirleri Biyonisos’un başın­dan geçenleri anlatırmış. Zamanla dithirambos’larda tanrının yerini kahramanlar almıya başlamış. So­nunda Diyonisos törenlerinin en önemli bölümü olan trajedilerde Diyonisos’un başından geçenler hiç anıl­maz olmuş. Euripides’in günlerindeyse tiyatro çağın din düzenim eleştirecek kadar kaynağından uzaklaş­mış.

Dithirambos’dan trajediye nasıl geçildiği kesin­likle bilinmiyor. İ. Ö. 600 yıllarında Lesbos’lu şair Ario’un, Mora Yarımadasındaki Korent şeh­rinde, gelenekleşmiş dithirambos sözlerini yeniden düzenlediği, aralarına da yeni şiirler kattığı söylenir. İkinci adımı da Thespis atmış, koroyla karşılıklı ko­nuşan, sırasında hikayeyi anlatan, sırasında da an­lattıklarını oynıyarak gösteren bir oyuncu çıkarmış ortaya. Eski bir yazar bu işi Thespis’den önce Epige nes’in yaptığını söyler ; bir başkası ise Thespis’in bu alanda on altıncı olduğunu ileri sürer.

Dithirambos’dan trajediye I. Ö. altıncı yüzyılın ortalarında geçildiği anlaşılıyor. İlk oyuncuyu ortaya çıkaran Thespis değilse bile pek bir şey değişmez. Thespis yaptı diye anlatılan şeyler, ondan önce bir başkasınca yapılmış olur, o kadar. Korodan ayrılıp tek başına konuşmıya, oynamıya başlıyan kişi hem ilk tiyatro oyuncusu, hem de ilk tiyatro yaratıcısıdır (ya da yazarı). Gelenekleşmiş söylentilere göre, ilk tiyatro kumpanyasını da Thespis kurmuş, oyuncula­rını, korosunu bir arabaya bindirip köy köy, şehir şehir dolaşmış. 1. Ö. 534 yılında Atina’da verilen ilk trajedi armağanmı kazanan da Thespis.

Aeschylus, Sophocles, Euripides, Aristophanes (38), hepsi Atina vatandaşları. Menander de  öy­le. Tam üç yüzyıl Atina Yunan Tiyatrosu’nun mer­kezi oluyor. En ünlü oyun yazarları Acropolis’in eteğindeki Diyonisos tiyatrosunda yarışıyorlar.

ATİNA’DA DİYONİSOS ŞENLİKLERİ

Tiyatro AtinalIların hayatında çok önemli bir yer tutuyor. Hem dinsel kaynaklarıyla, hem de şehir gelenekleri bakımından önemli. Ama gündelik bir iş değil, her yıl belli günlerde oynanıyor. Diyonisos adı­na yapılan şenliklerden biri Ocak sonuyla Şubat ba­şında, öbürü de Mart sonuyla Nisan başında. Birin­cisine Lenaea deniyor. Daha eski olan bu şenlikte önceleri trajediler de oynanırmış, sonradan yalnızca komediler oynanmıya başlanmış. İkincisinin, çok da­ha önemli olan şenliğin adı Büyük Diyonizya, ya da Şehir Diyonizyası. Aeschylus ile öteki ünlü Yunan yazarları bu ikinci şenliğe katılırlardı. Yunanistan’­ın dört bir yanından birçok kimse Şehir Diyonizya sı’nı görmek için Atina’ya gelirdi. Tam bir bayram haftası yaşanır, her çeşit ticaret işleri geri bırakılır, hükümet kapıları (mahkemeler bile) kapatılırdı. Başlangıçta tiyatro oyunlarını seyretmek istiyenler herhangi bir para ödemiyorlardı; sonraları az bir pa­ra almmıya başlandıysa da, o parayı ödiyemiyecek kadar yoksul olanlara bedava bilet dağıtılırdı. Oyuncularm ücretlerini devlet verirdi, ama her oyunun sahneye konması, oynanması için gereken masrafla­rı zengin vatandaşlardan biri üstüne alırdı. Bu gibi kimselere choregus denirdi.

Şehir Diyonizyası beş ya da altı gün sürüyordu. Birinci gün kayık biçimi arabası içinde Diyonisos rahibinin önderlik ettiği bir alay düzenleniyor, tan­rının heykeli tapmaktan alınıp tiyatro alanına götü­rülüyor, kurbanlar kesiliyordu. Alay sona erince sporcuların yarışları, oyunlar, çeşitli eğlenceler baş­lıyordu. İkinci, kimi zaman da üçüncü günleri dithi rambos yarışmaları doldururdu. Son üç gün ise yıl­lık armağanlara aday gösterilen tiyatro oyunlarmmdı.

İ. Ö. beşinci yüzyüda bu üç günün her biri bir yazarın eserlerine ayrılırdı: Üç trajedi, bir satir o yunu. Aeschylus çoğu zaman tetralogy , ya da trilogy’ler  yazardı; Sophocles ile Euripides ise her vıl dört değişik konuyu işlemekten hoşlanırlardı.

Yunan yazarlarının çok eser veren kişiler olduk­ları anlaşılıyor. Aeschylus’un doksan oyun yazdığı, on üç birincilik armağanı kazandığı söylenir. Sop­hocles yüzden fazla oyun yazmış, on sekiz yarışma kazanmış. Euripides’in doksan iki oyun yazdığı sanı­lıyor, ama her halde tanrüara, kutsal kişilere karşı takındığı tavır yüzünden olacak, yalnızca beş arma­ğan kazanmış. Bu üç yazarın üç yüze yakm oyunun­dan günümüze kalanlar otuz üç tane, ötekiler kaybol­muş. Aeschylus’dan yedi, Sophocles’den sekiz, Euri pides’den on sekiz oyun var elimizde.

Her yıl yarışmaya katılacak üç oyun yazarını archon denilen bir yüksek memur seçerdi. Üç gün süren yarışmadan sonra eleştiri başlar, seçimde ku­rulmuş olan büyük yargıcılar kurulundan kur’a yo­luyla küçük bir yargıcılar kurulu ayrılır, yıllık arma­ğanları o kurul verirdi.

yunan tiyatrosu

KOMEDİ KOROLARI. Kazılarla ele geçirilen eski Yunan vazoları üstünde tiyatroyla ilgili resimlerle karşılaşılıyor. Üstte bir satir korosu; ortada atlı bir koro, altta devekuşlarına binmiş bir koro.

Ük trajedi yarışmasından elli yıl sonra Atina şehrinde komedi yarışmaları da düzenlenmiye baş­landı. Önceleri bu işe bir gün ayrılıyor, çeşitli yazar­ların beş komedisi birbiri ardına oynanıyordu. Son­raları her gün trajedilerin arkasından bir komedi oy­namak yoluna gidildi.

Atina şehrinde yapılan iki şenliğin yanı sıra ü çüneü bir şenlik daha vardı. Her yü aralık ayında, Atina’ya bağlı illerde yapılan bu şenliğe Kır Diyonizyası deniyordu. Kır Diyonizyalannda yeni yazar­lar denenir, Atina şehri içindeki Diyonisos törenle rinde armağan kazanmış oyunlar tekrarlanırdı.

Okunma 1528 defa Son Düzenlenme Cumartesi, 04 Mart 2017 12:00

Yorum Ekle

Çevrimiçi Kişi Sayısı

75 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi