Buradasınız: AnasayfaEdebi TürlerTiyatroTiyatro TarihiYUNAN TİYATRO UNSURLARI


YUNAN TİYATRO UNSURLARI

Yazan:  Kategori: Tiyatro Tarihi Çarşamba, 25 Haziran 2014 01:08

KORO İLE OYUNCULAR

 Yunan Tiyatrosu’nun çok ilgi çekici bir özelliği olarak görülen “koro” dithirambos şiirlerinden geli­yor. Thespis’in elli kişilik bir korosu varmış. Aeschy­lus Yalvaran Kızlar adlı oyununda koroyu on iki kişiye indirmiş, sonradan Sophocles on beşe çıkart­mış. Yunan Tiyatrosu’nun bütün oyuncuları gibi, ko rodakiler de erkek, ama sık sık kadm küığmda görü­nüyorlar. Koro şarkı söylüyor, dans ediyor, ritimli hareketler yapıyor, bir üzüntüyü, belirtiyor, yakmı­yor. Kimi zaman da koro başının ağzmdan konuşu­yor.

Aeschylus oyunlarına ikinci bir oyuncu sokun­ca, Thespis’in tek oyuncusuyla yetinmeyince, koro­nun önemi azalmıya başlıyor. Sophocles’in oyunla­rında koro gene olaylar dizisini etkilemekte, ama daha çok sahneler arasındaki boşluğu doldurmıya ya­rıyor, örgünün ayrılmız bir parçası değil. Euripides koronun önemini büsbütün azaltıyor. Daha sıkı, daha karışık bir yapısı olan Aristophanes’in komedilerin­deyse, tartışma sahnelerinde ikiye ayrılan yirmi dört kişilik bir koro kullanılıyor.

Oedipus Kolonus’da adlı eserinde Sophoeles’in dördüncü bir oyuncuya yer verdiği söylenir. Buna inanmak zor, çünkü dördüncü oyuncu gereksiz. Mas­kelerin yardımıyla bir oyuncu birkaç kişiyi canlandı rabiliyor. Örnekse Aeschylus’un Agamemnon’unda altı, Euripides’in Fenikeli Kadınlarında on bir kişi var. Bir oyuncu birkaç role çıkmasa bu oyunlar oy­nanamazdı.

Yunan Tiyatrosu oyuncudan büyük bir ustalık bekliyor. Bir oyun içinde birkaç kişiyi canlandırmak hiç de kolay değil. Sonra, düşünün, bir erkek oyun­cu Elektra gibi bir kadını yaratacak! Çoğu konuşma­lar gerçi ağırbaşlılıkla yapılıyor, ama sırasında sert, aşırı hareketler de var, duyguların belirtilmesi var, bir flütün eşliğiyle söylenecek parçalar var. Üstelik Yunan seyircisi eleştiri gücü yüksek bir seyirci. Ör­nekse İ.Ö. dördüncü yüzyılda oyuncuların konuşma­larda değişiklikler yapmıya başlamaları hiç hoş karşı­lanmamış, güvenilen metinler hazırlanıp oyuncular onlara sözcüğü sözcüğüne uymıya zorlanmıştı.

Eski Yunan’da tiyatro oyuncuları Diyonisos’a hizmet eden kişiler olarak görülürdü. Ayrı bir değeri olan vatandaşlardı. Askere alınmazlardı, sırasmda el­çilik gibi önemli işlerle görevlendirilirlerdi.



MASKELERLE KOSTÜMLER

Koro gibi, maske de Yunan Tiyatrosu’nun önem­li bir özelliği. Grene koro gibi; maskenin de kökü din­sel törenlerde. Thespis yüzünü boyadığı, ya da ku­maştan maskesiyle yüzünün biçimini değiştirdiği za­man, o güne kadar görülmemiş bir iş yapmıyordu. Diyonisos törenlerinde herkes yüzünü boyar, yap­raklardan sakal takardı. Üstelik, maskenin ta ilkel insanlardan geldiğini biliyoruz. Sophocles bez mas­kelerin yerine boyalı, tahta maskeleri geçirdi. Man­tar maskeler, daha sonraları Roma’da, pişirilmiş topraktan yapılma maskeler de kullanıldı. Yunan Tiyatrosu’nda maskeyi yalnız oyuncular değil, koro da takardı.

Maskenin kökü gerçi dinsel törenlerde, ama ti­yatroya girişi salt dinsel açıdan görülmemeli. Çeşit­li maskeler olmasa, bir oyuncu çeşitli rollere çıka­maz. Sonra 15000 kişilik bir açık hava tiyatrosunda oyuncuların yüzlerini seçmek çok güç. Oysa büyük, renkli maskeler bu güçlüğü ortadan kaldırıyor. Ay­rıca maskenin yarı yerindeki büyücek oyuk oyuncu­ların bir çeşit gizli megafon kullandıklarını düşün­memize yol açıyor. Yani maske belki sesi yükseltme bakımından da yararlıydı.

Maskenin en kötü yanı değişmiyen bir görünüşü bulunması, tek bir duyguyu belirtmesi. Söylenen söz­ler oyuncunun canlandırdığı kişideki değişmeleri an­latıyor, ama maske değişmiyor hiç. Öte yandan, bu­na da bir çözüm aranmış: Bir kişiye iki maske yapı­lıyor, biri sevinçli, öbürü üzüntülü. O kişiyi canlan­dıran oyuncu sahnelerin durumuna göre bu iki mas­keden birini takıp çıkıyor. İ.S. birinci yüzyılda ya­şamış olan Roma’lı bir yazar ise bir yanı neşeli, öbür yanı ciddi bir maskeyi anlatır; oyuncu duruma göre bir o yanını dönüyor seyircilere, bir öbür yanını.

Kişilerin yaşı, cinsiyeti, huyu, işi gücü hep mas­kede belirtiliyor. Trajedi maskeleri çoğunlukla ay­dınlık, güzel görünüşlü maskeler ,ama Aeschylus’un Eumenides adlı trajedisi ilk oynandığı zaman Fury’lerin  korkunç maskelerinden seyircilerin iyice ürktükleri, paniğe kapıldıkları söylenir. Aristopha nes’in kimi komedilerinde korolar kuş, an, ya da kur­bağa maskeleri takar. Çağdaş kişilerin maskeleriyse her halde gerçeğe uygun olarak yapılıyordu, çünkü Bulutlar adlı oyun oynanırken, Sokrates’i canlandı­ran oyuncu ortaya çıkınca, seyirciler arasında bulu­nan filozofun benzerlik iyice görülsün diye ayağa kalktığını biliyoruz.

Trajediler Homeros çağında geçmiş olayları an­latırlardı, çoğu kahramanlar o çağdan seçilirdi, ama kostümlerde tam bir tarihe uygunluk aranmazdı. Gü­nün elbiseleri ile tarihin etkileri birleştirilerek bir tiyatro giyinişi yaratılmıştı. Boyundan topuklara kadar inen chiton adlı uzun elbisenin ağırbaşlılığı kahramanları canlandıran oyunculara yardımcı olu­yordu. Ama chiton’un da, onun üstüne giyilebilen pe lerinimsi şeyin de canlı renkleri vardı. Eski Yunan sanatı denince gözümüzün önüne hep beyazlık geli­yor, oysa Phidias’m, daha başka Yunan sanatçılan nm heykelleri gerçeğe uyan canlı renklerle boyalıydı, beyaz mermer değildi.

Komedilerdeki kostümler günün giyinişine göre düzenlenirdi. Yalnız tanrılar, bir de mitoloji kişileri tiyatro geleneğine göre giyinirlerdi; trajedilerdeki gibi.

Korodan kolayca ayrılabilmek, bir de maskele­rinin büyüklüğünü belli etmemek için, trajedi oyun­cuları saç gibi görünen bir başlık takarlardı. Bu baş­lığa onkos denirdi. Gene trajedi oyuncularının boy­larını uzun göstermek için giydikleri kaim altlı ayak­kabılar vardı ki onlara da cothurnus denirdi. Koro dakiler ince altlı ayakkabılar giyerlerdi. Komedile­rin çağdaş kişileriyse günlük hayatlarında giydikleri ayakkabılarla canlandırılırlardı. Yüksek altlı ayak­kabılar giyen trajedi oyuncuları ince uzun görünme­mek için de vücutlarını yastıklarla beslerlerdi.

VITRUVIUS ’DAN GELEN BİLGİLER

Yunan Tiyatrosu üzerine buraya kadar söyledik­lerimiz hep “sanılıyor” diye bağlanması gereken sözler. Kesinlikle bilinmiyen şeyler. Eski Yunan’daki tiyatro yapılarını anlatmıya gelince kesinlikten daha da uzaklaşacağız. Eski yazarlardan yalnızca ikisi  Vitruvius ile Pollux  bu konuya değinmişler. Vit­ruvius De Architectura adlı eserini Isa’nın doğuşun­dan kısa bir zaman önce, Pollux ise bir çeşit ansiklo­pedi olan Onomastikon’unu İ.S. ikinci yüzyılda yaz­mışlar. Yazdıklarının Roma, Elen, Eski Yunan tiyat­rolarından hangisiyle ilgili olduğu da çoğu zaman açıkça anlaşılmıyor. Kendileri de bilmiyorlar her hal­de. Çünkü anlattıkları yaşadıkları çağda çoktan öl­müş gitmiş şeyler.

De Architectural Vitruvius mimarlıkla ilgili pek çok bilgi veriyor. Tiyatro mimarlığı konusun­daysa daha çok akustik  üzerinde durmuş. Bu a rada oyun yerinin arkasındaki yapının sütunlarını, geçitlerini, orkestra denilen alanı, seyircilerin oturuş düzenini, Roma ile Elen tiyatrolarındaki yüksek sah­neleri de anlatıyor. Kısaca, altmış sözcük içinde, bir sahne değiştirme hilesi de dokunmuş ki çok düşün­dürücü. Kullanılan makinenin adına periaktoi diyor. Yunanca bu ad. Demek ki bu sahne makinesi Eski Yunan’dan, Atina uygarlığından kalma olabilir. Ge­ne kısaca, seksen sözcük içinde, yaşadığı günlerde oynanan trajedilerin, komedilerin, satir oyunlarının birbirine benzemiyen dekorları üzerine bilgi veriyor. Vitruvius’un Eski Atina tiyatroları için doğrudan doğruya söylediği tek şey şu: Aeschylus’un bir oyu­nunda dekorlar perspektif  olarak çizilmiş. Ro­ma İmparatorluğu günlerinde yazan Pollux ise sah­ne araçlarının, makinelerin bir listesini vermekten öteye geçmiyor.

Vitruvius ile Pollux’dan gelen yarı karanlık bil­gilere katacak başka bir bilgimiz de pek yok. Bundan ötesini arkeoloji’den i46) öğreniyoruz. Küçük Asya’­dan Fransa’ya, ispanya’ya kadar birçok yerde, İtal­ya’daki eski Pompei şehrinde Roma Tiyatrosu’nu öğ­renmemize yarıyan önemli kalıntüarı var. Ama Yu­nan ile Elen tiyatrolarının kalıntıları çok değil. Elen Tiyatrosu’nunkiler pek az, Eski Yunan Tiyatrosu nunkilere ise hiç yok denebilir.

ELEN TİYATROSU: Bu resim Yunanistan’daki Epidaurus tiyatrosunun kalıntılarına dayanılarak yapılmıştır. İ.Ö. dördüncü yüzyıldan kalma olan bu tiyatronun seyirci yeri  İ.Ö. beşinci yüzyıldaki ilk tiyatroların seyirci yerleri gibi  koronun oynadığı orkestra çemberinin yarıdan fazlasını içine alıyor. Elen tiyotrolarının İ.Ö. beşinci yüzyıldaki Eski Yunan tiyatrolarından en önemli ayrılığı yükseltilmiş sahne­leri, bir de o sahnelere gelen yollardır.

TİYATRONUN BİÇİMİ

Thespis’den çok önce, dithirambos korosunun halkın ortasında şarkı söyleyip dans ettiğine inana­biliriz. Atina’da ilk Diyonisos Tiyatrosu yapılırken de koro için çapı aşağı yukarı yirmi dört metre olan çember bir düzlük bırakılmış; bu orkestra’yı dans yerini  buldu arkeoloji uzmanlan, Atina’daki ilk taş tiyatro ise bu tiyatrodan en az bir yüz yıl sonra ya pümış. Onun orkestra’sı daha küçük, çapı aşağı yu­karı yirmi metre, sahnesi de Elen tiyatroları biçi­minde.

Seyircilerin oturduğu yere gelince, bu konuda­ki bilgilerimiz de İ.Ö. beşinci yüzyıla kadar inemi­yor. Thespis’den ne kadar önce, onu kestiremeyiz, a ma her halde çoğalan seyircilerin daha iyi görebilme­lerini sağlamak isteğiyle, orkestra alanı iki dağ ete­ğinin birleştiği yerlere yapılmıya başlanmış. İki dağ eteği düşünün, birleştikleri yerde büyücek bir de o yuk olsun. Orkestra’nm üçte ikisi o oyuğun içine gi­riyor, üç yanı bayır. (Yurıancada koilon, Latincede cavea oyuk anlamına gelen sözcükler. Romalılar se­yircilerin oturdukları yere cavea derlerdi. Yunanlılar önce koilon, sonra theatron demişler. Theatron, yani tiyatro, Yunancada görmek anlamına geliyor.) Ön­celeri seyirciler ayakta durur, ya da yerlere oturur­larmış; sonra tahtadan sıralar yapılmış. İ.Ö. dördün­cü yüzyılda Sicilya'daki bir tiyatronun oturacak yer­lerini kayaları basamak basamak oyarak düzenlemiş­ler. İ.Ö. 333 yıllarında Lycurgus, Diyonisos Tiyatro


su’nu yeniden yaptırırken sıra yerine geçen basa­makların yapımında taş kullanılmış. Tiyatro mimar­lığındaki bu önemli yenilik çok kısa bir zamanda bü­tün Elen dünyasına yayılıvermiş. Küçük Asya’da, Yunanistan’da, Sicilya’da taştan yapılma theatron’ ların birbirlerinden güzel kalıntıları var.

Elen Tiyatrosu’nun da yalnızca orkestra’sı • ile seyirci yerini kesinlikle biliyoruz. Sahne düzeni üze­rine bildiklerimiz gene daha çok sanılara dayanıyor. Ama şunu da unutmamalıyız: Yunan tiyatro yapı­ları, Roma tiyatrolarını da onların bir devamı ola­rak düşünürsek, 500 yıllık bir zaman içinde, çeşitli memleketlerde, çeşitli şehirlerde, çok değişik politi­kaların, kültürlerin etkileri altında yapılmış yapılar.

ELEN TİYATROLARININ HARİTASI. Elen tiyat­rolarının bulunduğu yerler kazılarla, tarihlerdeki bil­gilerle ortaya çıkarılmıştır. Ama daha birçok yerlerde Elen tiyatroları olduğu sanılıyor.

Aralarında önemli ayrılıklar olması kaçınılmaz bir şey. Onun için de tek çeşit tiyatro yapıları aramak boşuna oluyor. Tek çeşit bir Eski Yunan tiyatrosu, ondan gelişmiş tek çeşit bir Elen tiyatrosu, ya da apayrı bir Roma tiyatrosu yok. Öyle ki kimi düşünür­ler Elen ile Roma arası tiyatro yapılarına Yunan Rorna (47) demek gereğini duyuyorlar.

SKENE

Batı Avrupa Yunanlıların iki dağ eteğinin bir­leştiği yere, seyircilerin oturduğu bayıra verdikleri adı, theatron sözcüğünü zamanın akışı içinde evirip çevirip oyunevi anlamına kullanmıya başlamış. Bu gün tiyatro denince yalnızca seyircilerin oturduğu yerler değil, sahnesi, soyunma odaları, her şeysiyle oyunevi anlaşılıyor. Yunanlıların kullandığı başka bir sözcük de günümüze böyle değişerek gelmiş: Skene. İngilizcede scene sözcüğü var; Türkçesi sahne. Yazılı bir oyunun bölümlerine scene deniyor : ast perde, scene sahne. Üstünde oyun oynanan yere İngi­lizcede stage diyorlar; bizde o da sahne. Sahnede oy­nanan bir oyunun herhangi bir paçasına da scene deniyor; onun da Türkçesi sahne. (Resimlerin altına yazarlar: Şu adlı oyunda bir sahne.) Sonra İngiliz­cede dekor anlamına da scenery sözcüğü kullanılıyor.

Scene’in skene’den geldiği açıkça belli. Oysa skene Yunan Tiyatrosu’nda oyun yerinin arkasında­ki tahta barakaya, ya da çadıra verilen ad. I.Ö. 465 yılında, Atinada’da orkestra’nm kıyısına bir skene ya­pılıyor; ortada oturan seyircilerin tam karşısına. Çoğu düşünürler bunun bir soyunma odası olduğu görü­şünde birleşiyorlar; hem oyunculara, hem de koroya böyle bir soyunma odası gerekli. Hele oyuncuların birkaç role çıktıkları, sık sık maske, kostüm değiş­tirdikleri düşünülürse, oyun yerinin yambaşmdaki bir soyunma odasının ne kadar yararlı olabileceği kolayca anlaşılır. Nitekim skene Elen Tiyatrosu’nun değişmez özelliklerinden biri haline gelmiştir.

Skene yapılarının sağa sola doğru uzanan kısa kanatları var. Oyun yerine bakan yanı üç kapılı. Ka­natlarla seyircilerin oturduğu bölümün arasında, her iki yanda da, birer geçit bırakılıyor. Böylece orkes tra’ya yalnızca skene kapılarından değil, yanlardan da çıkılabiliyor. Bunları biliyoruz, ama skene’lerin ne zaman iki üç katlı yapılar haline geldiklerini bil­miyoruz.

Proskenion sözcüğü de değişikliğe uğramış. Bu­gün proscenium denince sahnenin ön perdesiyle or­kestra boşluğu arasında" kalan bölgeyi anlıyoruz. Yu­nan Tiyatrosu’nda ise proskenion her halde skene’nin önündeki bir şeyin adı. Kimine göre skene’nin ön du­varına, kimine göre de skene ile orkestra arkasındaki oyun yerine proskenion denirmiş. Daha yaygın olan ikinci görüşe bakılırsa, bizim sahne dediğimiz yere Yunanlılar proskenion diyorlarmış, öyle anlaşılıyor.

İ.Ö. beşinci yüzyılda skene’nin tepesi her halde tanrılar için kullanılıyordu. Oyunun düğümünü çöz miye gelen bir tann ya skene’nin üstünden görünü­yor, ya da bir makineyle oradan aşağı indiriliyordu.

Eski Yunan Tiyatrosu’nda sahne proskenion  orkestra’yla bir düzlükteydi, en çok bir iki basamak yükseltilirdi. Elen Tiyatrosu’nda ise sahne yüksekliği aşağı yukarı üç buçuk metreyi geçerdi. Roma Tiyat­rosu’nda bu yükseklik bir buçuk metre kadardı. Ay­rıca, Elen Tiyatrosu’nda dar olan sahne, Roma Ti­yatrosu’nda derinleştirilmişti.

DEKORLARLA MAKİNELER

Eski Yunan Tiyatrosu’nda daha başka makine­ler de kullanılıyordu her halde. Roma Tiyatrosu’na doğru gittikçe bu makinelerin iyice çoğaldığı görü­lür.

YUNAN TİYATRO YAPISININYAZARLARA ETKİSİ

Her tiyatronun amacı çağın sevilen oyunlarını oynıyabilmektir. Biçimi, sahne düzeni, makineleri, oyuncuları her şeysiyle, bir tiyatro bu amaca ulaşa­bildiği kadar, çağın sevilen oyunlarını gereğince or­taya koyabildiği kadar değerlidir. Tiyatro ile oyun­lar karşılıklı olarak birbirinden etkilenirler. Tiyatro­nun yapısı özellikleri oyunları etkiler, onları belli bir biçime, bir anlayışa yöneltir; öte yandan, oyun­lar da  güçlerinin yettiğince  tiyatroyu etkiler, de­ğiştirir. Yunan Tiyatrosu’nun oyun yazarları üze­rinde etkileri çok açıktır.

Skene oyun yerinin yanında yalnızca bir soyun­ma odasıyken oyunlar hep açıklık yerlerde geçerdi; Aeschylus’un ilk oyunları öyledir. Skene üç kapılı bir yapı biçimini alınca, oyunlar bir tapınağın, ya da bir sarayın önünde de geçmiye başladı. Zamanla orta kapı kahramanın kapısı oldu; yandaki kapılardan bi­ri ikinci önemdeki bir kişinin odasına, ya da konuk­ların odalarına açılırdı; üçüncü kapı daha az önem­de bir kişiye ayrılabileceği gibi, yıkık bir mezarın, türbenin, ya da bir zindanın kapısı olabilirdi. Ske ne’nin uçlarıyla seyircilerin oturdukları yer arasında kalan geçitler ise kimi zaman şehre, kimi zaman da limana, ya da kırlara giden yollar olarak kabul edi­lirdi.

Oyun yazarları sahneye koyuculuk alanında çok becerikliydiler. Aralarında oyunculuk edenler de var­dı. Tiyatronun gereklerini çok iyi bilirlerdi. Koyduk­ları bu kurallarla oyunlarının aydınlanmasını, olay­lar dizisinin) hareketin kolayca izlenmesini sağlıyor­lardı. Eccyclema, mechane gibi makinelerle, boyalı dekorlarla sahnelerinin sınırlarını genişletmek iste­dikleri anlaşılıyor. Onlar da, Shakespeare gibi, seyir­cilere gösteremedikleri şeyleri kişilerine anlattırırlar di,

Okunma 2827 defa Son Düzenlenme Cumartesi, 04 Mart 2017 12:00

Çevrimiçi Kişi Sayısı

61 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi