Buradasınız: AnasayfaDil ve Anlatım10. SınıfAnlatım TürleriTartışmacı Anlatım


Tartışmacı Anlatım

Yazan:  Kategori: Anlatım Türleri Perşembe, 24 Temmuz 2014 16:23

TARTIŞMACI ANLATIM

 

Tartışma, okuyucu ya da dinleyicimizi dilediğimiz davranış ve düşünüşe yöneltmek için başvurduğumuz bir anlatım biçimidir. Tar­tışmanın amacına varması, okuyanı ve dinleyeni etkilemesine bağ­lıdır. Ama “etkililik” ve “inandırıcılık” bütün anlatım biçimlerinde aranılan niteliklerdir. Onu, diğer anlatım biçimlerinden ayıran baş­ka yönleri var mıdır?

 

Tartışma, her şeyden önce bir düşünüş ve anlayış çatışmasının ürünüdür. Bir konuda bizimle aynı kanı, aynı düşünüş, aynı anlayış içinde bulunan biriyle elbette ki tartışamayız. Ama konu üzerinde bizim gibi düşünmeyenleri, kendi düşünüş düzlemimize getirmek için tartışabiliriz. Bu yönü, tartışmayı öteki anlatım biçimlerinden ayırır. Ne ki tartışma da yazılarda bir başına kullanılmaz, gerek­tikçe öteki anlatım biçimlerinden de yararlanırız. Özellikle, açık­lamadan.

 

Tartışma, çok yaygın bir anlatım biçimidir. Konuşmalarda, kon­feranslarda, bir savcının savunmasında, bir avukatın savunmasında, ders kitaplarında yer alan herhangi bir konuda, söyleşi ve eleştiri­lerde, roman ve öykülerde, kısaca düşünüş ayrılığını gidermek için yapılacak her türlü sözlü ve yazılı anlatımda yer alır.

 

Önerme ve Nitelikleri

 

Tartışmanın ilk adımı, ortaya bir önermenin atılmasıdır. Bu, okuyucumuzca kabul edilsin diye ileri sürdüğümüz yargıdır. Olumlu ya da olumsuz olabilir. İster olumlu ister olumsuz olsun, ortaya konan önermede bazı nitelikler aranır. Bunlar nelerdir?

 

Tek Yönlülük: Önerme tek yönlü olmalı, tartışmayı değişik yön­lere sürükleyecek bir özellik taşımamalı. Bir düşünce üzerinde top­lanmalı, tartışılacak konu açıkça belli olmalı. Hemen belirtelim ki, yargılar çok kez karmaşık bir nitelik taşır. Sözgelimi, “Bu gül kır­mızıdır.” yargısını ele alalım. Bu yalın yargı bile iki yönlüdür:

1-      “Bu güldür.”,

2-      “Bu kırmızıdır.”

 

Ama burada tartışılacak olan kırmızılıktır.


Açıklık: Açık bir önerme, bizim söylemek istediğimizi tam karşı­layandır. Bu da kolay değildir. Önce de değindiğimiz gibi, “açıklık”, sözcüklerin seçimi, cümledeki yeri ve onlara yüklenecek anlama bağ­lıdır. Anlamsa kolayca sınırlandırılamaz. Nesnel kavramları kar­şılayanlarda bile tam bir belginlik yok. Örneğin, “Şişman bir ada­mın ağırlığı ne kadar olmalıdır?” Doksan? Doksan beş? Yüz? Yüz yirmi beş? Yüz elli? Bu ağırlıklardan herhangi biri, kimimize nor­mal gelebilir. Nitekim “şişman”, “şişmanca”, “çok şişman” gibi an­latımlar bunun belirleyicisi değü midir? Hele bu değişkenlik nes­nel olmayan iyi, güzel, çirkin kavramlarında iyiden güçleşir. Bu yön­den tartışmayı olumlu biçimde yürütmenin yolu, sözcüklere belir­gin anlamlar yükleyerek kullanmadır.

 

Kanıtlama ve Kanıtlama Yolları

 

Bir önerme ortaya atıldıktan sonra onu kanıtlamalıyız. Kanıt­larınızsa genellikle iki türlüdür: Gerçek ve Kanı. Gerçek, gözlenen deneylerle doğrulanabilen olgu ve fikirlerdir. Kanıysa kişiden ki­şiye göre anlamca değişme gösteren, değişik yorumlara yol açan fi­kir ve olgulardır. Her ikisini de diğer anlatım biçimlerinden olduğu gibi tartışmada da kullanırız.

 

Önermemizi inandırıcı kılmanın bir yolu da, başkalarını tanık gösterme, onların düşüncelerine başvurmadır. Başkaları dediğimiz kimlerdir? Hemen, herhangi bir kimsenin düşüncesine başvurabilir, onu tanık gösterebilir miyiz? Gösteremeyiz elbette. Çünkü, düşün­cesine başvuracağımız kimse önermemizi destekleme yolunda bir yetkin (otorite) olmalıdır.

 

Yetkinlik, genellikle bir kimsenin belli bir alandaki başarısına dayanır. Sözgelimi, zengin bir tüccar para kazanmanın yolunu, ün­lü bir ressam resim yapmanın tekniğini, tanınmış bir güreşçinin de güreşin yolunu yordamını bildiği sanılır. Çünkü; başarı, başarıyı kazanan kimseye karşı bizde bir güven yaratır; böylece onu o alanda yetkin sayarız.

 

Yetkin olan kişiyi seçmede dikkatli olmalıyız. Bu konuda kimi­leri, belli alanda ünlü ve yetkili olan kimseyi alanı dışında da yetkinmiş gibi gösterir. Bu tutum önermemize karşı güven ve inanma yerine güvensizlik yaratır. Örneğin, ünlü bir müzisyeni, devlet yö­netiminde; büyük bir matematikçiyi ahlak alanında, bir fizikçiyi din üzerinde konuşturma okuyucularımızı etkilemez, inandırmaz. Böyle davranım, aldatmanın bu başka yoludur. Belli bir konu için yetkin seçmede zaman da önemli bir etkendir. Bin yıl önce ya da bir iki yıl önce yazılmış bir kitabı bir önerme için kanıt gösterme­meliyiz. Biri, oldukça yeni, ötekiyse eskimiş, modası geçmiş sayıla­bilir. Tıpkı bunun gibi dış politika konusu üzerinde yapacağımız bir tartışmada da Kanuni’nin bugünkü politikamızı çizmede önemli bir lider olduğunu, onun yolunu izlediğimizi söyleyemeyiz. O halde, düşüncelerine başvuracağımız kimse, alanında tam yetkili, zamanı­mızda yerini ve saygınlığını koruyan biri olmalıdır.

 

Seçtiğimiz kimsenin, okuyucumuz ya da dinleyicimizce tanınıp tanınmadığı da göz önünde tutulmalıdır. Ayrıca ona karşı bir güveni olup olmadığı da hesaplanmalı. Örneğin, Kuran, bir Katolik için gerçek anlamda inandırıcı bir değer taşımaz. Böyle bir okuyucuyu inandırmada Kuran'ı kaynak ve kanıt olarak seçme, yerinde bir tutum değildir. Ama aynı kaynak, gerçek bir Müslüman için inan­dırıcı ve onu etkileyici olabilir...

 

Düşünce ve Düşünce Üretme Yolları

 

İyi yazmanın ve iyi konuşmanın temel dayanağı, iyi düşünme­dir. Düşünmeyi, bir hüküm çıkarma amacıyla, fikirleri inceleme, karşılaştırma ve aralarındaki ilgileri bulma gibi zihin işlemi olarak tanımlayabiliriz. Yalnız tartışma değil, öteki anlatım biçimlerinin hemen hepsi, iyi ve doğru düşünmeyi gerektirir. Bu nedenle kısaca da olsa kimi genel ilkeleri tanımanız yararlı olur.

 

Denilebilir ki, doğumdan ölüme değin bütün yaşam, insanın düşünme yetisini geliştirmek için düzenlenmiş bir eğitim gibidir. Sözgelimi, ateşin yaktığını, taşın sert olduğunu daha erken yaşlarda öğreniriz. Zamanla toplumsal, töresel başka gerçeklerin de ayrı­mına varırız. Doğruluğun iyi; yalancılığın kötü oluşu gibi. Bu ger­çekleri ya kendimiz yaşayarak ya da başkalarının yaşantılarından öğreniriz. Ama edindiğimiz gerçeklerin bize bir yarar sağlaması, onları değerlendirmemize, bir sonuca varacak şekilde ele almamıza bağlıdır. Bunun da iki ana yolu vardır:

 

Tümevarım: Parçadan bütüne, tek tek yargılardan genele git­me yoludur. Bunu somutlaştırmak için bir örnekle açıklayalım: Bir atölye sahibi, atölyesinde çalıştırmak üzere hepsi de X kasabasın­dan olan beş işçiyi değişik tarihlerde işe alıyor. Bunların çalışma­larını denetliyor, davranışlarına bakıyor; tümünü de iyi huylu, ça­lışkan, becerikli ve işlerine bağlı buluyor. Atölye sahibi, X kasaba­sından olan bu beş işçiyi, tek tek değerlendirerek, sonuçta şöyle bir yargıya ulaşıyor: “X kasabasından olan işçiler, iyi huylu, çalışkan ve görevlerine bağlı kimseler oluyor.” Şimdi bu duruma bakarak, ay­nı kasabadan bir altıncı işçinin, bu atölyeye iş için başvurduğunu düşünelim. Atölye sahibinin bu işçiyi duraksamadan işe alacağını söyleyebiliriz.

 

Tümevarımın bir başka yolu da, benzerliklerden yararlanma­da. Bu iki nesne arasındaki bilinen iki benzerlikten bilinmeyen üçüncü benzerliği çıkarmadır. Örneğin, ay da tıpkı dünyamız gibi aynı yüzey şekillerini taşıyor. Öyleyse dünyamızda bulunan canlılar ayda da vardır. Bilinen benzerlikler ayın ve dünyanın yüzey şekil­leri yönünden birbirlerinin aynı oluşları, bilinmeyen benzerlikse can­lıların da aynı olabileceği düşüncesidir.

 

Tümdengelim: Usumuzu kullanmada uyduğumuz bir diğer yön­tem de tümdengelimdir. Bu yöntemde zihnimizin çalışmasa, tüme- varımınkine karşıttır. Bunda genel bir yargıdan özele; etkenden etkiye; yasalardan olaylara gidilir. Bunu en iyi örnekleyen tasımlama, yani kurallı karşılaştırmadır. Bu da doğruluğu kabul edilen iki yargıdan üçüncü bir yargıyı çıkarma işidir.

 

Örneğin:

“Taşlar katı olur.”

“Mermer bir taştır.”

“Mermer de katıdır.”

 

Burada üç şey arasında ilgi kurmaktayız: Katı şeyler, taş, mer­mer. Taşların katılığını, mermerin de taş olduğunu kimse yadsıya­maz. Bundan üçüncü yargıyı çıkarıyoruz: “Mermer de katıdır.”

 

Tartışmacı Anlatımı Gerektiren Yazı ve Konuşma Türleri

Tartışmacı Anlatımın Kullanıldığı Metin Türleri

 

 

Başta da söylediğimiz gibi, hemen her türde tartışmacı anla­tıma başvurulabilir. Ne ki kimi yazı ve konuşma türleri özellikle bu anlatım biçiminin yönlendirmesiyle oluşur.

 

Örneğin:

a-      Eleştiri

b-      Mü­nazara

 

Bunların yanı sıra

a-      Deneme

b-      Makale

c-       Fıkra

d-      Röportaj

e-      Açık oturum

f-        Panel

gibi türlerde de sık sık tartışmacı anlatıma yer veri­lir...

 

Hemen belirtelim ki, açıklayıcı anlatım biçimiyle tartışmacı an­latım biçimi, uygulamada sık sık kesişir. Çünkü, açıklamanın eleştirel düşünüşe yaslandırılmış biçimidir tartışmacı anlatım.

 

Tartışmacı anlatımın ereğine ulaşması, önerme ve düşünme yöntemlerinin çok iyi kullanılmasına bağlıdır. Bu da belirli bir yazı ve konuşma türünün tekelinde değildir. Romanlarda, öykü ve oyun­larda bile kişilerin tartışmacı yöntemle karakterlerinin çizildiğini, belirlendiğini görebiliriz. Ancak bizim burada anlayacağımız tartış­macı anlatım biçimi daha çok düşün yazıları diye adlandırdığımız eleştiri, makale, fıkra, deneme, röportaj... gibi türlerde kullanılandır. Kuşkusuz tartışmayı gerektiren sözlü anlatım türlerinde olduğu gibi.


Metin Örnekleri

 

YÜZYILLIK BİR TARTIŞMA

Türk tiyatrosuna, kendi gösteri geleneklerimizden yararlanarak mı. yoksa Batı örneklerine özenilerek mi varılır? Bu soru yüzyıldır tartışılıyor.

Şair Evlenmesi, tiyatroculuğumuza (la) sesini verdiğinden bu yana. Âli Bey. Ayyar Hamza’sı, Ahmet Vefik Paşa yerli oyunmuş duygusu veren Moliere uygulamaları, Teodor Kasap: Pinti Hamit’i. İşkilli Memo’su, ama daha da çok Hayal dergisinde açtığı ilginç ve yürekli kampanyası ile Şinasi’nin çığ- nnı destekleyip sürdürdüler. Ne var ki, Tanzimat kırması bir Avrupa hay­ranlığının at oynattığı aydınlar, daha doğrusu yarı-aydınlar ortamında yankı bulamadılar. Hele Namık Kemal, biraz sonra da Abdülhak Hâmit biçim ba­kımından Batı kalıplarına kapılınca tiyatro tarihimizin ilk “biz bize benzeriz” cilleri azınlıkta kaldılar. O günden sonra da Türk tiyatrosunun kaderi en az bir doksan yıl için çizilmiş oldu. Arada Fecr-i Âti'nin ölü doğan, halk damarından kopmuş kavanoz edebiyatı tiyatroya da el atıp Şahabettin Sü­leyman'ın kaleminden acayip yapıtlar sunduğu ve gidişin sakatlığını gülün­ce varan bir sivrilikle vurguladığı halde yine de uyanan olmadı. Başkent seçkinlerinin tek tiyatrosu sayılan Darülbedayi’nin ilk oyun dağarcığına bir göz atın:

 

Ayrıca bakınız zarf ve çeşitleri...

Okunma 1267 defa Son Düzenlenme Çarşamba, 01 Mart 2017 23:35

Benzer Öğeler (etikete göre)

Lütfen Yorum Yazın

Misafir Olarak Yorum Yap

0 / 300 Karakter Kısıtlaması
Your text should be in between 2-300 characters
Kabul Ediyorum.
Yorumlar | Yorum Ekle
  • Hiçbir Yorum Bulunamadı

Çevrimiçi Kişi Sayısı

92 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi