Buradasınız: AnasayfaDil ve Anlatım11. SınıfÖğretici MetinlerGünlük ( Günce )


Günlük ( Günce )

Yazan:  Kategori: Öğretici Metinler Perşembe, 14 Ağustos 2014 12:37

GÜNLÜK VE ÖZELLİKLERİ

Çoğu kişiler günlük tutar. Eskiden buna “hatıra defteri tutma” denirdi. Yazar olsun ya da olmasın bir kişi, günlük yaşamından kesitler sunar, bunların üzerine de o günün tarihini atar. Neden böyle yapar? Nasıl bir gereksinimin ürünüdür günlükler? Suut Kemal Yetkin bu sorunun üzerinde düşünürken şunları söylüyor:

“İnsanın içini dökmeden edemediği dakikalar olur. Bir dost, bu dakikalarda erişilmez bir değer kazanır. Ama her şey bir dosta söylenemez ki... Onun için, hele bir insan yazarsa, içinin gizli kıvrımlarını görmesini biliyorsa, masasının başına geçip kalemi eline almadan edemez, işte günlük dediğimiz, yazarın kendi kendisiyle alçak sesle konuşmasından doğmuştur."

Demek oluyor ki günlükler, yazarların kendi kendileriyle dertleşme, konuşma gereksiniminden doğmuştur. Böyle olunca yayımlanmak ereğiyle yazılmıyor demektir. Çoğu yazar, yayımlama umacıyla tutmaz günlüğünü. Ama büyük bir bölümü de yayımlama ereğiyle günlük tutar. Yazar, yaşadığı günler içinde duyduklarını, öfkesini, sevincini, bunalımlarını içtenlikli bir anlatımla dile getirir. Bu tür yazılar o yazarı, çevresini, yaşadığı günleri tanımamıza yarar. Nurullah Ataç’ın Günce’sinden aldığımız şu örnekte olduğu gibi:

Çarşamba, 6 Haziran 1956

“Yolda giderken çocuk olsun, büyük olsun, biri bana “ağabey”, “amca” dedi mi, elimde değil, sinirleniyorum, tepem atıyor. “Ağabey” de demiyorlar, “abi”, ağızlarını yaya yaya. Neden ağabeyi, amcası olayım ben, tanımadığım kişilerin? Özdenlikmiş bu. Değildir, tersidir özdenliğin. Özdenlik bizi tanımadıklarımız karşısında açılmamayı, tanımadığımızı belli edip ona göre davranmayı buyurur, “ağabey, amca” sözleri yakınlık sözleridir. Tanımadığım bir kimsenin bana yakınlık göstermesine neden katlanayım? Tanımadığımız, kimin nesi olduğunu, ne iş yaptığını bilmediğimiz bir kişiye yakınlık göstermeye kalkmak, yalan söylemek değil midir? Hani arkanızdan kuyunuzu kazan kimselerin size “kardeşim” demeleri vardır, ikiyüzlülükten gelir, tiksinçtir. Bu “ağabey, amca” demenin de kaynağı odur.

Kurtulmaya çalışmalıyız bundan, bu ülkeye Batı uygarlığının, gerçek uygarlığın gelmesini istiyorsak, bu senli benlilikten, bu yılışıklıktan, bu köylü törelerinden kurtulmalıyız. Uygarlık köylerde değil, şehirlerdedir.”

Günlük Türünün Özellikleri:

a- Günlükler günü gününe yazılan içten, gerçekçi yazılardır.

b- Günlüklerde edebi bir dil kullanılması esastır; fakat günlük konuşma dilinin özelliklerinden de yararlanılabilir.

c-Günlüklerde yaşanma zamanı ile yazılma zamanı aynıdır. Yaşananlar üzerinden fazla bir zaman geçmeden yazıya dökülür. Bu süre iki ya da üç günü geçmemelidir. Yaşananların üzerinden uzun bir zaman geçmesi durumunda olaylar canlılığını yitirecek, gerçeklik dokusu zayıflayacaktır. Bu durumda yazımız günlükten ziyada anı türünün özelliklerini gösterecektir.

d- Günlüklerde dil heyecana bağlı işlevinde kullanılır.

e- Günlüklerde öznel bir anlatım kullanılır.

f- Günlük yazarı gün içindeki gözlem ve izlenimlerinden yararlanır.

g- Günlükler özel yazılardır. Yazar kendisi okuyacağı düşüncesi ile günlük yazar.

Not: günlüklerin edebiyatta ve günlük hayatta taşıdığı işlevi günümüzde yaygınlaşan blog siteleri üstlenmiştir. Günlükler gibi özel yanları az olsa da bloglar günlükler gibi kısa zaman aralıkları ile oluşturulan yazılardan oluşmaktadır.

Her ne kadar özel olup yazarın kendisi için yazdığı yazılar olsa da bazı ünlü kişilerin günlükleri kendilerinin ölümleri ardından aileleri tarafından okunmak üzere dağıtılmıştır.

Bkz. Oğuz Atay Günlükleri.

Örnek:

11.10.2014 Salı

Sabahın ilk saatlerinde kalktım. Gece gözüme hiç uyku gelmedi. Bir ara seyahat sırasında yanıma neler almam gerektiğini düşünürken dalmışım. Gezinin heyecanı sabahın ilk saatlerini telaş içinde geçirmeme neden oldu.

Öğlen sıcak ve bunaltıcı bir hava vardı. Sokakta bavulumu arabaya yerleştirirken babam bu kadar eşyaya neden ihtiyaç duyduğumu sordu. Bir cevap veremedim. Yalnızca omuzlarımı silktim. Ama bu soru yol boyunca aklımdan çıkmadı. Bavulu neler koyduğumu tek tek düşündüm. Gereksiz ne olabilirdi. İşlemeli tarak aklıma geldi. Aslında onunla saçlarımı çok taramazdım. Diğer tarağım saçlarımı daha iyi tarardı. İkisini de almıştım yanıma. İşlemeli tarağın gereksiz olduğu düşüncesine kapılmıştım. Fakat neden ona ihtiyaç duydum? Bu soruya yol boyunca bir cevap bulamadım. Hızla giden arabanın camından bakarken işlemeli tarağın bavulda yalnız sıkıldığı düşüncesi …

Okunma 1334 defa Son Düzenlenme Perşembe, 02 Mart 2017 23:51

Lütfen Yorum Yazın

Misafir Olarak Yorum Yap

0 / 300 Karakter Kısıtlaması
Your text should be in between 5-300 characters
Kabul Ediyorum.
Yorumlar | Yorum Ekle
  • Hiçbir Yorum Bulunamadı

Çevrimiçi Kişi Sayısı

152 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi