Buradasınız: AnasayfaDil ve Anlatım9. SınıfKelime BilgisiEski Metinlerde Kullanılan Arapça Farsça Kelimeler


Eski Metinlerde Kullanılan Arapça Farsça Kelimeler

Yazan:  Kategori: Kelime Bilgisi Salı, 22 Temmuz 2014 03:10

SÖZLÜK

A

Ada - Düşmanlar.

Addetmek - Saymak.

Ağrep - Pek garip, pek tuhaf.

Ağuş - Kucak.

Alıenk - Uygunluk, düzgünlük, uyum; çalgılı eğlence. Ahenktar - Ahenkli.

Aheste - Yavaş.

Ahir - Son.

Ati - Gelecek zaman.

Arız - Sonradan gelen.

Azim - Kesin karar.

Aziz - Sevgili, itibarlı.

B

Baran - Yağmur.

Bedbaht - Talihsiz.

Berceste - Gayet güzel, sağlam. Berk - Yaprak.

Beşeriyet - İnsanlık.

Bibaht - Talihsiz.

Biçare - Çaresiz.

Bidirenk - Kararsız.

Bisehap - Bulutsuz.

Buhurdan - İçinde tütsü yakılan kab.;

Bünye - Vücudun yapısı.

C

Cam - Kadeh.

Canan - Sevgili.

Cehil - Cahillik.

Cereyan - Akış; oluş.

Cühela - Cahiller.

Cûşiş - Coşmak.

D

Daim - Devam eden, her zaman. Damen - Etek.

Damgeh Tuzak yeri.

Dehr, delıir - Dünya.

Denaet - Alçaklık.

Devre - Bir devrin içinde birbiri ardınca gelen zaman parçala­rından her biri.

Dide - Göz.

Dil - Kalb, gönül.

Dilcu - Gönül çekici.

Duçar - Çatan, çatıcı.

Dür - İnci.

E

Ebr-i bahar - Bahar bulutu.

Efkar - Fikirler.

Efsun - Büyü.

Ekserisi - Çoğu.

Elem - Üzüntü, keder.

Emel - İstek, arzu.

Erbab - Sahipler, ustalar.

Erbab-ı hayat - Yaşıyanlar Esrar - Sırlar, gizli şeyler. Eyyam - Günler.

Ezeli - Başlangıcı olmıyan.

Ezlıan - Zihinler.

Ezkar - Anmalar.

F

Faaliyet - Çalışma, çalışkanlık. Faik - Üstün.

Fani - Ebedi olmıyan, yok olan. Fazilet - Değer, meziyet, iyi huy. Fedakar - Kendini veya değerli bir şeyini esirgemiyen.

Fenni - Fenne ait.

Fevt - Yok olma; ölme.

Feyezan - Suyun taşması.

' 'G

Gaflet - Dalgınlık.

Gariban - Garipler.

Gayur - Gayretli.

Gurup - Batmak, güneşin batmast. Güher - Mücevher.

Güzergah - Geçit, yolun uğradığı yer.

H

Hadisat - Hadiseler, olaylar.

Hail - Engel.

Hala - Henüz.

Hande - Gülüş.       -

Hamiyet - Yurtseverlik, insanlık. Harika - İnsanı hayrette bırakan fevkaladeşey.

Hemdem - Arkadaş.

Hale - Aym etrafındaki parlak daire.

Harekat - Hareketler.

Hasıl - Meydana çıkan, vücut bu­lan.

Hasreylemek - Bir işe mahsus kılmak.

Hazan - Sonbahar.

Hedef - Nişan yeri.

Heyet-i içtimaiye - Topluluk, in­san topluluğu.

Hissiyat - Duygular.

Hitam - Son.            '

Hoşbû - Güzel kokulu.

Huruşan - Çağıltı yapan.

Hususiyet - Hususi oluş, özellik. „ Hüner - Marifet, sanat.

I

Itır - Güzel koku, yağ ve esans; yeşil yapraklı, beyaz çiçekli . bir nebat.

İ

İbzal - Esirgem ey ip böl bol sar- fetmek.

İcat - Yeni bir şey yapmak.

İcra - Yapmak.

İçtimai - Topluluğa ait.

İdrak - Anlamak; yetişmek.

İpalat - Aldatmalar.

İhtisas - Her hangi bir ilim veya sanatta çok ileri gitme.

İhtira - Yeni bir şey çıkarmak. İkbal - İyi halli olmak.

İkdam - Sebatla çalışmak.

İktifa - Yetinmek.

İlham - Kalbe bir şey doğmak. İltica - Sığınmak.

İman - İnanış, inanç.

İntikal - Bir yerden başka yere geçmek.t

İsnat - Yükleme; bir- işi birisinin üstüne atma.

İstihkam - Düşmana karşı yapı­lan sağlam siper.

İstinas - Alışma.

İstikbal - Gelecek zaman.

İstiklal - Bağımsızlık.

İtidal - Orta derecede olma.

İrem bağı - Cennette bir bahçenin adı.

İstinsah - Kopyasını çıkarmak. İzafe, izafet - Bir işi birine at­ma, katma; bir kelimeyi baş­ka bir kelimeye bağlama, İzah - Açıklama.

İzale - Yok etmek. .

İzzet - Büyüklük, yükseklik.

K

Kadir - İtibar, değer.

Kainat - Var olan şeylerin hepsi, mevcudat.

Kamet - Boy.

Kamil - Olgun, kemal sahibi. Kargı - Ucu demirli uzun mızrak. Katiyet - Kesinlik.

Katra - Damla.

Kesbetmek - Kazanmak.

Kelam - Söz.

Kemal - Olgunluk.

Köhne - Eski.

Kutsi - Mübarek, mukaddes, çok sayılan ve sevilen.

L

Lakrenk - Lale renginde. Lengüvist - Dil bilgini.

Lerzedar - Titriyen.

Lugaat - Lügatler.

M

Maatteessüf - Teessüfle beraber. Macera - Baştan geçen heyecanlı olay.

Mahsulat - Mahsuller, ürünler.

Mahrem-i esrar - Birisinin sırla­rını bilen.

Mahuf - Korkunç.

Mahviyet - Alçak gönüllülük. . Maişet - Geçiniş.

Mafcber - Mezar.

Maksut - İstenilen.

Marifet - Bilgi, hüner.

Matem - Büyük keder.

Mazi - Geçmiş zaman.

Maziperest - Geçmişe tapan, eski kafalılıktan kendini kurtaramayan.

Mecruh - Yaralı.

Medilı - Övmek. - Mefkûre - Ülkü, ideal.

Menzil-i maksut - Erişilmesi iste­nilen yer.

Meram - İstek.

Merhale - Konak, iki yer arası yol. Mesai - Çalışmalar.

Meskûn - Oturulmuş, ahalisi bu­lunan.

Meşhudolmak - Görülmek. Meşgale ‘L İş güc.

Menba-i hayat - Hayat kaynağı. Minnet - Bir iyiliğe karşı teşek­kür duygusu.

Mizaç - Tabiat, huy.

Münker İnkar olunan.

Müteallik - Ait olan.

Münhasır - Yalnız bir şeye mah­sus olan.

Metin - Sağlam.

Mevta - Ölü.

Mezceylemek - İki şeyi birbirine karıştırmak. - Mezkûr - Zikrolunan, adı geçen. Mezruat - Ekilen şeyler.

Muahede - Antlaşma.

Muattal - Bırakılmış, işsiz, boş.

Muhabbet - Sevgi.

Muin - Yardımcı.

Muhaceret - Göç.

Muhtelif - Türlü türlü olan. Muhteşem İhtişamlı, şanlı ve . gösterişli.

Musibet - Bela, felaket.

Musir - Israr edici, direnici. Muztarip - Üzüntü çeken, rahat­sız olan. y Muvaffak - Elde etmiş, kazanmış. Müfredat - Bir bütünü meydana getiren tekler.

Müfrit - Pek ileri atılan.

Mühimmat - Savaş için lazım olan şeyler, cephane (gülle, barut v.b.)

Müstakbel - Gelecek zaman. Münferit - Tek.

Müşterek - Ortaklaşa.

Müteaddit - "Birkaç tane olan. Mütehassis - Duygulu.

Mütehassıs - Uzman.

Müteharvil - Değişen. .

Mütenasip - Uygun.

Mütevakkıf - Bağlı.

N

Nadan - Cahil.

Nahoş - İyi olmıyan.

Nam - İsim, ad, şan.

Nakafi - Yetişmiyen, kafi olmı- yan.

Nakil - Nakleden, anlatan.

Narin - İnce yapılı, zarif.

Nenk - Ayıp, namus, utanç, şöhret. Neşefeza - Sevinç arttırıcı.

Neşir - Yaymak.

Nevbahar - İlkbahar.

Nilüfer - Bir çeşit çiçek.

Nizamat - Nizamlar, kanunlar.

Örgüt - Teşkilat.

P

Pay - Ayak.

Paybend - Ayağı bağlı.

Pervasız - Korkusuz.

Pürhulya - Hülya ile dolu, hülyalı. Pürintibalı - Uyanmış, ibret almış olarak.

Pürneşat - Sevinçli, sevinç dolu.

R-

Rayet - Bayrak, sancak.

Raz-ı dil - Gönül sırrı.

Refah - Bolluk içinde iyi geçiniş. Refakat - Arkadaşlık.

Refik - Arkadaş.

Revnak - Parlaklık.

Rey - Oy, fikir.

Rizan - Dökülen.

S

Saf - Temiz, halis, duru.

Sanayi - Sanatlar..

Sabit - Yerinde duran.

Say - Çalışma.

Saye - Gölge.

Seciye -'Huy, tabiat, karakter. Seher - Tan ağartısı.

Selef - Bir işte kendinden önceki, öncel.

Sema - Gökyüzü.

Semay-i saf. - Temiz sema. Serencam - Başa gelen şey. Sermaye - Anamal, bir şeyin esası. Servet - Zenginlik.

Seyahat - Yolculuk, gezi. (Bu

kelimeyi (seyyahat) şeklinde iki (y) ile yazmak ve öyle söylemek yanlıştır.)

Seyyah - Çok seyahat eden.

Seyyar - Yürüyücü, gezici.

Sıfk - Doğruluk.

Sinc - Göğüs.

Sükûn - Durma, • hareketsizlik; sessizlik.

Süiûk - Bir yol tutmak.

Ş

Şafak - Güneş doğmadan önce ve battıktan sonra, ufukta görü­len kızıl aydınlık-,

Şam - Akşam.

Şaşaa - Parlaklık.

Şehrayin Şehrin donatılması ile yapılan umumi şenlik, donanma.

Şekva - Şikayet.

Şetaret - Şenlik, sevinç.

Şevk - Şiddetli istek, içten arzu; neşe, keyif.

Şitap - Acele.

Şükran - Teşekkür.

T

Taaliûk - Ait olma.

Tsgayyür - Değişmek.

Tahammül - Katlanmak.

Tahavvül - Değişmek.

Tahliye - Boşaltma.

Taife - Bölük, takım; gemi işçile­rinden her biri.

Takaddüm - Öne geçmek, önce olmak.

Taklidi - Taklide ait.

Talim - Öğretmek.

Takdir - Beğenmek; kıymet biç­mek.

Tasdik - Gerçeklemek, doğrudur demek.

Tasfiye - Safileştirmek.

Tebeddül - Değişme, değişiklik. Tebliğ - Bildirmek.

Teceddüt - Yenilenmek.

Tehzip - Düzeltme, temizleme, ıs­lah etme.

Tekellüm - Söylemek.

Tekemmül - Olgunlaşmak.

Tekzip - Yalanlamak.

Tenezzül - Aşağılamak, alçak gö­nüllülük göstermek.

Tenvir - Aydınlatmak.

Tercih - Üstün tutmak.

Tespit - Kararlaştırmak.

Tezahür - Meydana çıkmak, belir­mek.

Tesmiye - Ad vermek.

Teseyyüp - İhmal, bakımsızlık'. Tevakkuf - Durmak.

Teyit etmek - Kuvvetlendirmek. Tezahürat - Gösteriler. ■

Tezayüt - Çoğalmak.

Tezhip - Yaldızlama.

Tezyif - Çürütme, eğlenme; sahte nazariyle bakma.

Tizreftar - Çabuk yürüyüşlü.

Tuğ - Sorguç.

Ü

Üdeba - Edipler.

V

Vabeste - Bağlı.

Vaki - Vuku bulan, olan...

Vasıf - Sıfat, nitelik.

Vatancüda - Vatandan ayrı .düşmüş.

Vazıh - Açık,

Vesile - Sebep.

Vozuh-Açıklık.

Y

Yad - Hatır, anmak, hatırlama. Yaran - Dostlar.

Z

Zalim - Zuüim yapan.

Zaruret - Çaresizlik,- yoksuzluk, sıkıntı; mecbur oluş, zorunluk. Zaruri - Çaresiz, mecburi, zorunlu. Zem - Yerme, yerilme.

Zeval - Bitip gitme.

Zihniyet - Düşünüş şekli.

Zinde - Diri, canlı.

Znhûr - Meydana çıkma.

Okunma 23919 defa Son Düzenlenme Perşembe, 02 Mart 2017 23:31
Bu kategoriden diğerleri: « Kelime Grupları

Lütfen Yorum Yazın

Misafir Olarak Yorum Yap

0 / 300 Karakter Kısıtlaması
Your text should be in between 5-300 characters
Kabul Ediyorum.
Yorumlar | Yorum Ekle
  • Hiçbir Yorum Bulunamadı

Çevrimiçi Kişi Sayısı

175 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi